Elif Amerika’ya gitti, kız yukarda oyun oynuyor ben dışarda oturdum önce cay ictim simdi Eda’nin getirdiği viski ile puro iciyorum. Bahceye baktigimda 6 yıl evvel Elif ile ilk aldigimizdaki halini hatırlamaya calisip şimdiki haline bakıyorum bahçeye. Yaza, bahara uyanıyor bahçe, tmm ağaçlar ufak ufak uyanmaya başladı, aklımda arkadaki asmaların büyümesin icin bir düzenek kurmak geciyor, bir yandan da komsulara ayıp olur mu diye düşünüyorum ama çok sorun olmaz sanirim. Sonra bir anda aklıma düşüyor on tarafa diktiğim ağaçlar ile visne, trabzon hurması, nektarin, zeytin, nar falan filan derken kucuk bir ormanın ilk adimlarini attım sanıyorum, arkada ise cinar, somut, cevizler vsvs zaten yazin çok güzel oluyor.
Sonra aklıma çocukluğumda Hayramcamin bagi ve bahçesi dustu. Kaç yasimdaydim hatırlamıyorum ama bildigim 4 yaşımdan 17 yaşıma kadar yazları bolbol vakit geçirdiğim bahçe geliyor detaylıca. Aslında detaylı diyorum ama hatırlamaya calistikca icime gercekten bir acı saplanıyor desem edebi olmak icin degil hissimi anlatmak icin uygun düşüyor. O bahçeyi hatırlıyorum, haziran 1 dedik mi karnemizi alır hemen amcama giderdim, cuma günü olurdu hep. Karne ile baslayan Konya da baharın baslamis olduğu, tamami ile yaza hazirlandigi Haziran 1 ile bahçede oyunlarım başlardı. Birbiri ardına dizilmiş onlarca yüzlerce baa bahçe sadece aralarda sinir icin oluşturulmuş menderesler olurdu, yola çıkmadan patikalardan kilometrelerce (yada benim cusseme kilometrelerce gibi gelirdi) giderdik. Bir tarafta Ucakli Dedenin bahçesine, oteki tarafta ise Karaarslan yoluna kadar gidilirdi. Aslında Karaarslan yoluna gitmek ise agabeyim ve Hasan agabeyimden duydugum efsanelerdi çünkü gercekten orası keşfedilmemiş amazon ormanları gibi gizemdi benim icin. Anlatirlardi ama hiç gitmemiştim ve hep hayal ederdim. Amcamin bahçesinde hayat fiskirirdi! Sadece bahar ile baslayan yesillenen ağaçlar, asmalar, sebzeler ve meyvalar degil, ailem icinde hayatin fiskirdigi yerdi. Hayramcam hayatinin zirvesine ulasmis ve gucunun-yasinin zirvesinde yaşardı, her insan öyle oluyor ya. Benim gibi 45’lerinde aklına olum gelmez, cocuklarinin, Yengeyengemin, kardesi babamin ve yegenlerinin olduğu hep geleceğe umutla baktigi, onlara bir hayat yasam verdigi bir donem. Oyle diyorum cunku öyle hissediyorum. Belki o da o zamanlar benim oldugum bu yaştaydı. Babam, yıl 1984 desem 40 demek ki Amcam da 47-48. Simdi ise ben 45, agabeyim de 51. Ayni zamanlardayız. Guclu hissediyoruz, hayattan beklentimiz bir umut, mutluluk, keyif veya özetle güzel bir yasam. Sonra hayat hızlanıyor kimimiz icin kimimizde yavaşlıyor ve düşüyor.Amcamin bahçesinde su yollar vardi, özenle yapilmis bir havuz vari, havuzun suyunun fiskirdigi doğalar taslarla yapilmis bir fiskiye, tipki hükümet binasının ardında olan KayaliPark daki fiskiyenin küçüğü. Su hayat verirdi, her zaman bir gelişimden icin calisirdik, kimi zaman yeni bir kulübe yapmak, kimi zaman yeni bir sebze ekmek, kimi zaman yeni dogan buzagiyi beslemek veya olan kayisilari toplamak veya sabirsizlikla kirazların kizarmasini beklemek. Veya olacak iftar oncesi geldigimiz sofra ortusu ile dallarını salladigimizi dut agacinden beyaz veya karadut toplamak. Bazen de yengeyengem veya Hasan agabeyim ile onca ot arasından yenilebilecek dedesakali ve ismini hatirlayamadigim bazı otları toplamak. Bildigim teksen, hayat ailemiz icin yükselişteydi. Babalar anneler genc, cocuklar gelişimden caginda her yaz gecesi gece yarilarini gecen sohbetler, amcam ile babamin anlattigi hikayeler, dedemin ve koyun hikayeleri. Babannem 1982 yılında vefat etti. Yanlış hatırlamıyorsam ben ilk okula yeni baslamistim. O zaman farkında degilim ona yasatmis olabileceğim üzüntünün. Bilemiyorum, bilinçli degil ama zaman deyince bunlar oluyor. Cok acımasız hayat, ağlamak geliyor icimden. 2-3 yaşımdan beri babaannem hep benle ilgilenirdi. Kagit oynardık, “al kara maca ver karamaca” hep yenmeme müsade ederdi, ayni oda da uyurduk, geceleri dua ederdi, sarisin boylu poslu yesil gozluydu diye hatırlarım. Bir defa kizmisbim “geceleri hep arapca şarkılar söylüyorsun” diye. Nasıl hissetti bilmiyorum. Kendine has bir kokusu vardi, dua eder namaz kılardı. Hatta geyik postundan bir seccadesi vardi. Severdim. Tulbenti vardi kokusu burnuma geliyor, sevgi guven. Mestli ayakları, kınalı saçları ve elleri vardi, kusagi vardi ve tam Turkmen renkleri olurdu uzerinde. Kucukken oyun olsun diye masaya bitişik duran sandalyelerin arasına gizlenmiştim de nasıl korkmuş. Neyse, vefat haberi geldigi aksam Amcamlarda kalmisti, namazda ruhunu vermiş, isiklar icinde uyusun. Sabah erken kalktigimda okula göndermediler, ben de birey anlamadım belki de okula gitmedim diye memnun bile olmuş olabilirim. Hatta cenazede dagitmak icin sekerler alindi, hatırımda hala, annemin busesinde duruyordu en son. Sonra 1 ay babam yas icinde evde televizyon acilmadi. Belki de okula gittim diye yalnız kalmisdi babaannem, belki o da hizlandirdi vefatını. Sirti agrirdi, bana kendini çiğnetirdi, Hayramcamlarin sobasında işittiği taslari sırtına, ağrıyan yerlerine koyardı. Bazen zoruma giderdi üşenirdim çiğnemeye. Babaannemi kaybettik ama o durumu sindi daha net anlıyorum, dedimin ailesinin yükselişi bitmiş, dedem vefat etmiş, koydeki düzen bozulmuş babam ailesini kurmuş, amcam ve halalarım ailelerini kurmuş ve ucmuslardi yuvadan. Dolayisi ile güçlenme ve gelişme bitmiş dağılma baslamisti. Dedimin ailesinin durusu, baska baska ailelerin yükselişi ile devam eden degisime ayak uydurmuştu. Babaannemin kaybı ile o süreç bitmiş ama Amcamlarin, babamlarin yükselişi baslamisti. Iste benim hatıralarım tam burada başlıyor ama o zamanlar boyle yorumlamamistim. Sonra doyasıya yıllarca bu gelişmenin icinde yaşadım, bahçe hatıralarımda hep oradan. Amcamin arıları vardi, orada gordum erkek ari nedir, iğnesi neden olmaz, işçi ari savasci ari, kralice ari, sepet kovan, sandık kovan nedir. Ari ogul verdi, ogul nasıldır nasıl kovana yerleştirilir, arılar nasıl duman ile sarhos edilir. Nasılagaca asi yapılır yada asaca zift ile yaralanan yerleri tedavi edilir. Kostebek tabancası nedir. Nerden kaldigi bilinmez bir revolver-altipatlarim vardi. Herhalde Hasan agabeyimdedir su an. Pekmez ve baa bozumu nedir, sıra nasıl çıkar, pekmez yaparken puf noktası diyebileceğimiz, ayni bağın toprağından kaynayan pekmeze toprak katildigini oradan ogrendim. Findik agacini ilk orda gordum ama Konyada findik yetişmediğini de orda gordum, ilk beyaz kiraz, velilerin bahçesinde gordum. Catlayana kadar erik, kiraz, kayisiyi oradan yedim hemde agaca tırmanıp ta uzerinde yerim ayni sekilde ellerimi zift gibi karartacak sekilde karadut yediğim veya ceviz topladigim zamanlar oldu. Cevizin karaligini ceviz yaprağı ile temizlemeyi orada ogrendim. Orada yeni dogum yapan ineğin sütüne Agiz dendiğini, seker ile pek güzel 0ldugunu orada ogrendim. Hayramcam sayesinde hasretle savasi, budamaya gordum. Erkek uzum , çekirdeksiz uzum ilk orada gordum. Sanki laboratuvar gibiydi. Orada Hasan agabeyimle köprüler yaptım, su yollar uzerine. Visnenin sadece hisne suyu ambalajları içerisinde olmadigini, ve aromasını orada gordum, kendimden geçtiğim, keske çekirdeği olmasa da avuç avuç yesem dediğim zamanlar hep oradaydı.Biz gülüyor, egleniyor ve buyuyorduk tipki ailemiz gibi ama sonra farkettim bu gecen zamanlar bizleri buyurur ve geliştirirken Hayramcami zamana karsi yavaşlatıyor ve yaslandiriyor. Hayat bir geri, vikisi var, duraklaması var ve inisi var. Hersey gibi evimizi de buyutuyorduk ama yavaşlayan bir hazla. Lisede yavaşlayan ivme ile fizik dersleri alırken bunun aslanda doğanın kanunu olduğu ve heryere uygulanacagini iste 46 yaşına girdigimda idrak edebilir olacagimi bilemiyordum. Önce Atilla agabeyim (isiklar icinde uyusun) evlendi ki bu buyuk bir degisimdi ailede, sonra Yagmur oldu. Yagmur ise bana ve konumuma etkisi ile kalici hissettirdi degisimi. Ailenin en küçüğü ve ayricaliklisi konumumu ona devrettim. Artik hayramcamin torunu olduğu icin, gönlümü alsa dahi ailemizin en küçüğü ve biricigiydi. Ben o yaşımda, Alper kıskanıyor demesinler diye, kendi cocuk aklımla oyuncaklarımı ona hediye ediyordum ama icten ice uzaklaşıyordum bu mutluluk çemberinden, buna büyümektedir deniyor sanirim.
Artik yazlarımı bahçede daha az geçiriyordum zaten geldigimde de Yagmur benim zamanında yasadigim seylerin benzerini yaşıyordu. O da çok şanslı diye düşünüyorum bu tecrübeyi o da maddi diye. Hayramcami yasamak ve deneyimlemek belki bir ikimize kısmet oldu. Zaman içerisinde, ergenlik ve okul yaşamı savrulduk. Bu arada Atilla agabeyimden sonra Hasan agabeyim sonra Mehmet agabeyim, sonra agabeyim evlendiler. Eskiden her cuma cumartesi bir araya gelen ve saatlerce birlikte vakit geçiren, yaz gecelerini bitiremeyen, iftar ramazan kurban icin sürekli birlikte olan aile ufak ufak ayni düşmeyecekmiş başladı. Baska ailerler oluştukça, o ailelerin gelişimi başladı. Ilk gelişimden Yagmur ardından Elif ardandan Hayri sonra Mert arada Deniz ile son bir büyüme, devamında da her olusan ailenin kendi gelişimleri neticesinde kopmalara sebep oldu. Aynisi Babamlarda biraz farklı oldu.
Agabeyimin biraz sorunlu olan evliliğinin baslangici yüzünden hızlı bir ayrışma yaşandı. Ilk baslarda Agabeyim kopuş yaşadı ve kendi gelismine baslarken biz 4 den 3 e sustuk ve daha fazla Amcamlara bağlandık. Sonrasında Agabeyim tarafında konu cozumlensede asla aynisi gibi olmadı ve benimde ilk evliliğimin gitmemesi sebebi ileBabam ve Annem icinfarkli ilerledi. Benim Istanbulda olmam sebebi ile benim kendi yoluma gitmem, bizimkiler icin farklı ilerledi.Hayramcama döndüğümde,son hatirladigim benim is hayatin baslayacagim 1996 Ekim ayından evvel 15 Eylül’de 1 haftalık koye gitmemiz ile neticelendi.
Hayramcam, Babam. Hasan Agabeyim ve ben bizim yesil 124 ile koye gittik. Yolda verdigimiz bir molada banam ve Hayramcam çömelmiş eski günleri yadederken Hasan agabeyim sozu icimde hep kaldı. Onlara bakarak “bak bunlar bir daha ne zaman boyle olurlar bilinmez ama olum herkes icin var Alper” demesi beni hala düşündürür. Sonraki yıllarda olmadık seyler oldu, sonra ogrendik ki Hayramcamda amansız bir hastalık var ama hala mutlu biten Turk filmleri gibi bir mucize olup Amcamin iyilesecegini dusundum.
En son hatirladiklarimdan, kisa denk gelen bir ramazan bayramı icin Istanbuldan gelip Amcami zayiflamis görüp, sonradan bir anda nesesinin ve enerjisinin geldigi gunun akşamında dizlerine sicramis kanserin grisi ve sizisi gitsin diye dizlerini ovdugumu hatırlıyorum. Beni usandirmisti Amcamin bu agrilari, insanin ici yanıyor simdi bile düşündükçe. Sabahina da Amcamin kaybettik. Tam tuvalete gittiğimde cigliklari ve veryansinlari duydum ki Hayramcam’i kaybettik. Ise o zaman gökyüzü nasıl ic bunaltıcı ise hayatta öyle.
Hayat o bahçeye ve çocukluğuma asla gunesi bir Haziran 1 seklinde doğurmadı. Hayramcami özlüyorum, daha da baska ifadesi yok bu hislerimin. Amcam vefat edince onun ailesinin gelişimi, güçlenmesi ve zayıflaması bitmiş yeni yeni ailelerin büyümeleri icin meydana bizlere birakmisti. Simdi donup bakıyorum aileme, Hasan agabeyim, Mehmet Agabeyim ve agabeyim kendi büyümelerine bakarken, ben ayni sekilde kendi yolumda giderken, bize bugünleri verenler sahneden birer birer çekiliyorlar. Ne zor, oldugun yerden inmek ve başkalarına yer acmak icin oyundan çıkmak. Ayni seyi dizim Idil’e bizde yasatacak olmamız ne zor. Acaba Hayramcam ne düşünmüştü. Bu dongu çok zor, özlemek tahammülü ne zor bir deneyim. Yakin zamanda hayatıma giren bir soz: “insan hayati 3 kelime: eğer-meger-keske” çok acı tat bırakıyor agizimda, ozellikle de KESKE ne feci bir kelime. Keske Amcam ile daha çok vakit geçirseymişim veya keske Amcama sigara icirmeseymisim keske arkadaşlarımla vakit geçireceğime orda vakit geçirseymişim diyemiyorum, dongu ve degisim insani çekiyor ve seni sen, hayati hayat yapıyor.
Elif amerikada Idil, Cherly ile oyun parkına gitti, ben de bahçemde oturmuş bunları yazıyorum. Bu bahçeye sahip olmaya karar verdigimde iki temek duygu vardi icimde: Korku ve mutluluk. Bu baca Hayramcamin bana verdigi bir hediye, adi mutluluk! Korku ise acaba başarabilir miyim? Bir bahçe, öyle Hayramcamin bana sagladigi seyler gibi sadece eglencesinin yanında bana yansitmadigi zorluklara göğüs gerebilir miyim? sorusunun bilinmezligiydi.
Kizimin bana surprizi! Dun aksam yemek yedik, kizin enerjisi bitmedi, baktım Cherly’i zorluyor, yürürken ellerinden tutması icin. Butun gun dedim, kız Idil’e gozkulak oluyor, ben babasi olarak ne yapabilirim diye dusundum, bu arada üşenmedim desem yalan olur…sonra bir düşünce aklıma takıldı, bu kiz (yani Idil) benim kizim ve ilerde BABA-KIZ olarak birlikte neler yasayacağız bakalım gibisinden….sonra neden bekliyorum ki, alayım Cherly’in elinden hem o biraz nefes alsın hemde Idil ile takılmaya simdi başlayayım, büyümesini beklemeyeyim dedim. Neyse tuttum ellerinden yürümeye başladık, o nereye çekerse oraya gideceğiz veya gitmesine yardim edeceğim dedim 🙂 Once antreden dış kapıya yürüdük. Cam kapi kapalı, orada ayakta bıraktım, gittim terliklerimi giydim. Sonra açtım kapiyi, bahçe kapısına yürüdük, açtım kayan kapiyi, Leke bu arada yabancı geldi sanıp havlamaya başladı, neyse ciktik disari, leke cikmasin diye surgulu kapiyi kapattım. Başladı merdivenlerden inmeye, indik. Yan komsuda Zoe nin yanina yaklaştık, Zoe saskinlikla bakıyor bizim kıza, elini uzattık, yaladı. Neyse Idil devam etti sokağa dogru. Yokus yukarı-asagi, secti asagiyi. Yurumeye basladik sokagin asagisina dogru, T-Junction’a geldik, baktı saga sola, secti sağı, yürümeye başladık, geldik roundabout’a devam etti soldan, roundabout’un etrafından dönmeye, ilk exit’i gecti hiç duraksamadan, arada komsularimizdan gördüler….aaaa!!!aaaa!!! nasilda yürüyor hızlı hizli dediler (tabi ki ellerimden destekli). Bu arada sirtim ağrıyor çünkü bacaklarım açık, arasında Idil, sağlı sollu tutuyorum ellerinden aski gibi ilerliyoruz. Arada sirtim agridikca, yine sağlı sollu tutarken Idil in sağına geçerek yürüyorum ki azıcık belimi rahatlatayım. 1-2 defa deniyorum tek elle tutsam acaba olur mu, Idil ısrarcı iki eliyle beni kavramaya. Neyse devam ediyoruz roundabouttan 2. exit e gelince yolun assagisina devam ediyor. Aklımda “acaba mi? olabilir mi?” dediğim şey sanki gercek oluyor. Evden ciktigimizdan beri, bu kız yoksa cocuk bahçesine mi gidiyor sorusuna cevap EVET gibi duruyor. Boyle paytak paytak ve ısrarlı ilerliyor ki inanamıyorum.Yoldan asagi inerken ilk sola bakıyor, 1 saniye falan, benzetemiyor ve beni, asagi devam der gibi çekiyor, yürüyoruz yolun sonundaki T-junktion a dogru. Geldigimizde, ben her ayırımda ters yone dogru ilerlermiş gibi yapıp test ettigim icin tekrar deniyorum cocuk parkinin tersi istikamete gitmeye calisiyorum, tum gövdesi, gucu ve elleri ile ters tarafta inat ediyor. Hatta zorluyor beni sola dönmeye, yolun kenarında ilerliyoruz tenis, basketbol sahalarının olduğu yere dogru. Tam diyorum atladı bu sefer, 45 derece ani dönüş yapıyor ve kendimizi oyun parkinin kapısında merdivenleri tırmanırken buluyorum. Tedirgin oluyorum çünkü elimde bez yok ve tum gun yagmur yagmis, biliyorum heryer islak. Bir an düşünüyorum atletimi cikartip kurulayayım veya bizim kizin onlugune kurulayayım sonra her yeri islanacak Idil’in diyorum. Neyse ilk salıncağa yaklaşıyor, hafif egip salincagin oturagindaki yagmur suyunu akıtıyorum, goruyor Idil, “It is all wet” diyorum, donuyor ikinci salincagi kontrol ediyor, o da ayni, ve tahtarevalliye bakıyor, islak 🙁 sonra anlamış gibi kapıya dogru yürümeye başlıyor ama hissediyorum ve goruyorum icindeki gurur, kivanc ve basarmış olma hissini :))) çok komik yaw. Yurudugumuz mesafe toplamda 400-500metre ama 6-7 dönüşlü-secenekli. Sonra dönüşe geciyoruz, siz kızmıyor homurdanmıyor. Kucagima alıyorum Elif koseden gözüküyor, anlatıyorum olanları 🙂 Neyse yürüyoruz eve dogru, değişerek tasiyoruz sipayi!! Ağır tabi. Bizim sokaya gelince Cherly koşarak yokuştan assagi bize dogru geliyor. Belli ki bir anda ortadan kaybolunca hem Cherly hemde Elif paniklemişler. Anlatıyorum hikayeyi kısaca. Neyse iceri gidiyoruz, herkes iceri girerken Idil girmiyor, tekrar çekiyor beni bahçe yolundan arkaya dolandırıyor, Leke arkamızda. Komik ama birşeyler yapmak istiyor. Arkaya ve oradanda ana bahçeye donuyorum. Bahce islak, kis bahçesinden iceri girelim diyorum, Idil beni aksi istikamete Asma’nin olduğu tarafa çekiyor. AAA!!! anlıyorum ki orada kendi kaydiragi ve tahtarevallisi var. Inanamiyorum. Sipa buyuk ihtimalle buradakilere bakalım kuruysa oynanayım diyor. Gercekten abartmıyorum. Olani yazıyor/ anlatıyorum. Goturuyorum ve gösteriyorum ikiside islak, o ana kadar beni zorlayan kız, donuyor eve dogru yürüyor. Inanamiyorum!!! Gercekten kizim kafasında plan yapıyor, deniyor, kontrol ediyor ve karar veriyor. Benim kucuk şeytanım, Allah seni daim basarili, mutlu huzurlu ve vatana millete faydalı etsin. Tebrikler diyorum. Bunlarida gece gözüme uyku girmediğinden yazıyorum.
Alper
Ev-Alper 26 Haziran’i 27 Haziran’ bağlayan gece veya belki geceyarısından sonra
“when the horizon is at the bottom, it is insteresting! when the horizon is at the top, it is interesting. when the horizon is in the middle, it is boring ashit! now good luck to you!and get the fuck out of my office! “ The Fabelmans
Beni övmeyecekseniz bana mesaj atmayın, fikrinizi merak etsem sizi takip ederdim. Bana akıl da vermeyin siz biliyorsanız ben zaten biliyorumdur.
Odunu yonttuk pinokyo yaptik, burnuyla bizi sikmeye kalkti 😉
Change Curve veya degisim egrisi….kime anlatsam, evet evet deyip, gecistiriyor. Iclerinden ne dusunuyorlar bilmiyorum, belki Alper yine sacmaladi veya adam ulvi konusmak icin kasiyor falan filan ….ne diyeyim 200o0 yilinde Compaq’a girerken, Hakan Ariturk ile ilk gorusmemi yaptigimda veya Adnan Erdogmus ile gecen o zor gorusme sirasinda bunlari dusunecegim aklima hic ama hic gelmezdi.
Herkesin icinde bulundugu durumu goguslemek, anlamak, hazmetmek veya civiciviyi soker diye terkeden sevgilinin arkasindan verilen tavsiyeleri uygulamak icin gece yarisi disariya cikmak veya empati yapmak lazim diye danisman tavsiyeleri yaninda yukarda kabaca ozetlenen ChangeCurve stage’lerini ozumlemesi, icinde bulundugu durumda hangi stage’e karsilik duygulari yasamakta olduguna bakmasi gerekmektedir.
ChangeCurve!!!! Hala dersinizi almadi iseniz almayin, birakin biz geliselim, guclenelim, biz taniyalim zayifliklarinizin taaaa icinizde ama farkinda oladiklariniz oldugunu.
Ikinci konu ise “Appear weak when you are strong, and strong when you are weak” Sun Tzu , The Art of War
Rakibinin seni underestimate etmesi kadar tatli bir sey yoktur. Sadece 1-2 hafta kendini baski altinda hissedersin ancak isi kapattiginda kadehine konyagi koyup, sonucu ve olanlari izlersin keyifle!!
Ucuncu konu ise baskin basanindir veya surprise attack!!! Sun Tau “here are only two kinds of charge in battle, the unorthodox surprise attack and the orthodox direct attack, but variations of the unorthodox and the orthodox are endless” editor.
Unutmayin bu saydigim ucunu bir araya getirdiginizde, sizin icin konu cozulmus, rakibiniz icin ise kapanmistir 🙂
Elif hamileliginin 5-6. aylari arasinda, ordan burdan bebise yardim teklifleri almaya baslamisti. En sonunda taaaa Gokturkteki bir yerden besik almaya gittiginde, Besigi veren (bir arkadasinin arkadasi) monte bir besik verince, Elif dellenmisti. Once bir tornavida istemis, monte besigi demonte edip, hamile hamile arabaya tasiyinca ve evin erkegi ise hic yardim etmeyince, ulen kasaba minnet edecegime deyip kendi isini kendi yapmaya karar verdi.
Sonradan buldugu (sanirim Agustosta NY’a gittigimizde aldigimiz) bir kitap sayesinde “BabyBargain” di sanirim adi, tum ihtiyac olacak urunleri bir bir review etmeye basladi. Neticede kendi durumumuzu, nerde yasadigimizi, ihtiyacimizi dusununce Elif dedi ki puset ve ana kucagi icin BabyJogger dir ihtiyacimiz olan.
Ben once kulak asmamistim cunku daha 3-4 ay vardi doguma. Neyse Amerikaya uctuk ve gittigimizin ertesi gunu gittik BabyRUs dan aldik BabyJogger’i malzemelerini (aksesuarlar: Canta, aski vsvs…hatta aldigimiz cantanin kutusunun ici bos ciktida iki gun sonra farkettik dolusunu aldik 🙂 zenci ablaya anlatmak biraz eziyetliydi durumu ama cozduk nihayetinde) aldik. Bu arada Elif basima yeni bir sey cikartti diye dusundum Base, yani arabaya bebegi koymak uzere aldigimiz ve ana kucagini oturtmaya yarayan birsey. Neyse, Elif bir senaryolar ve logic anlatti, bende tamam dedim. Ancak bana cok karisik gelen kriterler, senaryolar vsvs …bilmem dedim…sen diyorsan tamamdir.
Hemen sonuca geleyim, bebis dogdu, iki gun sonra Amerikan hastanesinde bebegi ve anneyi taburcu etme zamani geldi, ben eve geldim ki ana kucagini alayim ve base’i yerlestirelim diye. Off off, gozumde buyuyordu.
Neyse base’i aldim bir baktim soyle (bu arada kullanma klavuzu okumaktan nefret ederim) ama anladimki okumam sart, neticede bebegimizi koyacagim icine. Okudum zaten 4 satir tarif, 4 adet de resim. Base’i aldim, cat diye (yillardir dusunurum nedir bu arka koltugun arasinda olan demirler 🙂 ) bu demirlere bagladim. Sonra arkadan seviye dugmesi ile base’in pozisyonunu (yanlarda bulinan su terazileri yardimi ile) olasi gereken seviyeye getirdim. Sonra emniyet kemerini yerinden gecirdim ve tamam. Hazir!!
Ardindan ana kucagini aldım ve trak diye oturdu. Inanilmaz. Kac dakka surdu hazirlamasi, asagi yukari 5 dakika dahi degil.
Yine klavuz okumadigimdan Ana Kucagi takili kaldi, nasil cikartacagimi bulamadim, sonra actim klavuzu gordum arkadaki yesil dugmeyi. Click, Ana kucagi elimde…Super bisi.
Ardindan cocugu ikinci kere isin tedavisi icin goturdugumuzde, nasil geri getirelim dediğimizde puseti de getirelim dedik. Aldim arabayı on verandada duruyordu, katli olarak. Aldim bagaja koydum sonra hastaneden cikarken actim. Bir dugme ile hop hazir, zaten hafif birsey. Pat koydum Ana Kucagini ustune hazir. Sonra -4 e indik, arabaya koyacagiz bebegi Ana Kucaginin icerisinde, yesil dugme click ve elimde, ikinci bir click base’e baglandi. Bence super. Uzerine, arabanin kalanin katlanmasi icin bir kayis var, cekiyorsun katlaniyor. Hoop, arabanin arkasina. Ne diyeyim, Elif gercekten iyi bir use case uzerinden iyi bir senaryo calismis. 10 numara is. Uzerine arabanin baska detaylari var, tekerleri, kolay-akici kullanimi. Gercekten iyi secim.
Tebrikler Elif!!
Allah bize de yar ve yardimci olsun! Bebegimiz Idil Ayse’ye (su anda yukarida uyuyor sanirim) saglikli, huzurlu ve mutlu bir yasam diliyorum.
2003-4 civariydi sanirim, o zaman Ferhat ile ayni yerde calisiyoruz ve ayni sitede komsuyuz. Heves yaptik, nasil oldu gercekten hatirlamiyorum, poligon nerde var diye konusurken, Mahmut Sevket Pasa Koyunde var dediler. Uskudardan 2-3 kutu fisek aldik (skeet veya trap maksatli diye hatirliyorum, alipta arabanin bagajina koyunca baya bir heyecan yaptigimi hatirliyorum), dogruca yeri bulmaya gittik. Vardigimizda hava soguk, yagmurlu, ormanlarin icerisinde bir yer, soba-ates, ordaki hocamiz, bize atis yaptirmisti tabaklara. Dondugumuzde kesin tufek alalim fikrinin etrafinda konusmalar ve konuyu temelli rafa kaldiris.
2016 yilina kadar bu konu bir daha acilmadi, ta ki babam, evde silahin faydalarinda bahsedene kadar :))) Silah ile isimiz olmaz diye dusunurum, sayet silah olacaksa ya asker yada polis olup is icabi tasimak lazim. Ancak farkettigim konunun incelenmeye deger olacak kadar derin ve insanlar tarafindan sahiplenilmis oldugu oldu. Tabi ki google ve youtube da arastirmaya basladim. Amerika bu konuda, anayasanin 2. maddesi cercevesinde (“A well regulated Militia, being necessary to the security of a free State, the right of the people to keep and bear Arms, shall not be infringed.”) son derece ayristigini ve hatta Trump vs Hillary secim yarisi esnasinda katildiklari debate’lerde bu konunun baslica ayrilik noktalari oldugunu gordum. Normal olarak geleneksel amerikalilar silah sahibi olmanin ve tasimanin haklari oldugunu gorurken, modernlesme yanlisi oldugunu dusunen demokratlar ise silah konusunun sinirlanmasini istiyorlar. Tipki kurtaj konusunda oldugu gibi. Sadece bilgi olmasi icin Trump ve Hillary’nin ayristiklari son iki onemli baslik ise meksikaya duvar orulmesi ve yasal olmayan yabancilarin ulke disina cikartilmasi. Neyse konumuza donelim, tufek. Dedigim gibi amerikalilar bu konuyu bir bilim gibi ele alip, strateji’den (purpose) baslamak uzere ihtiyac analizi (needs), kullanim sartlari ve ortamlar (environment and conditions), zorlayici sebepler (compelling events) diyerekten konuyu siniflandirmislar. Itiraf etmek gerekir ise, son derece rahatsiz edici ve hep belaya davetiye cagirdigi hatirlatilarak buyutuldugumuz, silah-tufet konusunu bu kadar detayli, hayatlarinin parcasi olarak alip, incelemek yorumlamak, saygi duyulmasi gereken birsey, cunku kendi sitelerimizde ayni konuyu arastirdigimda buldugum ya tercume edilmis, yurtdisi kaynaklarin sadelestirilmis veya detay icermeyen pasajlar yada ustalik-ciraklik yapilanmasi esnasinda olusturulmus tecrube ile sabit denilerek yapilmis yorumlar. Bir yorum ve kisinin (Alparslan Hocam, kisisel olarak beni yonlendiren, yorumlarini paylasan) videolari haric!!!!
Neyse konuya dondugumuzde, evde tufek bulundurmayi sayet “savunma-home defense” amacli dusunuyor isek, anladigim alacagimiz silahin kisa namlulu olmasi gerekliligi. Bu hem ev icerisinde hareket ederken, manevra yaparken dar alanlarda kolaylik getirecegi icin avantaj yaratiyor, hemde atisini yaptigimiz fiseklerin hizlica-daha genis alana yayilarak isabet olasinigimizi arttiriyor. Ikinci konu kullanilacak muhimmat. Opsiyonlar olarak baktigimizda tek kursun (slug) vela icerisinde 7-8 orta buyuklukte bilye bulunan buckshot veya cok kucuk-onlarca kucucuk bilye olan (birdshot) tipler var. Anladigim kadari ise ozel maksatli hazirlanmis karisimlar da mevcut. Ancak bu ucu main strem diyebilecegim olanlar. Ve yine, konu savunma amacli ise slug, isabet olasiligini tek kursuna indirgediginden, ( benim ileve yorumum: ve isabet saglandiginda olumcul yara acacagindan) tercih edilmemeli diye anliyorum. Kucuk sacmalarda etki anlaminda dusuk oldugundan (en azindan amerikalilar oyle dusunuyor) tavsiye edilmiyor. Ve tavsiye edilen muhimmat ise buckshot denilen fisekler.
Ucuncu onemli nokta ise tufeginizin kapasitesi. Aslinda bu kriter, bir sonra bahsedecegim mekanizma kriteri ile icice oldugundan birlikte islemekte fayda var.
Son onemli (yine benim icin) ise secilecek tufegin model-mekanizmasi. Opsiyonlar diye baktigimizda Tekli (tek namlu), Cifte (iki namlu yanyana), Superpoze (iki namlu ustuste), PumpAction (pompali mekanizma), Semi-Automatic. Ilk opsiyon tabiki tek mermi alip, atis sonrasi tekrar yukleme gerektirirken, diger ikinci ve ucuncu opsiyonlar iki mermi atisina imkan veryor, dolum oncesi. Aslinda basit mekanizma sebebi ile atis basarisi olasiligi son derece yuksek ancak home defense dedigimizde dolum sureleri konusunda ciddi handikaplar getiriyor. Son iki opsiyon ise home defense icin elimizde en iyi opsiyonlar olarak ortaya cikiyor. Oncelikle kisa namlu her ikisinde de var, ancak semi automatic biraz daha uzun olabiliyor, ayni namlu boyunu da secsek. Her ikisi de 4-5-6-7-8 .. gibi fisek alabilme kapasitesina sahip olabiliyor. Hatta replica diyebilecegim bazi modeller magazine’leri sebebi ile daha yuksek kapasitelere ulasabiliyor.
Kisa namlu, yuksek kapasite sonrasinda son kriterimiz de problemsiz yuksek sayida atis kapasitesi dedigimizde semi-automatic tufekler icin pekcok kisi zaman zaman fisek hatasi, fisek gucu veya cevresel etkilerden dolayi tufek mekanizmasinda sikisma, tikanma gibi seyler olabildigini soyluyor ve bu sikismalarin mutlaka tufegi sokerek giderildigini soyluyorlar. Bu arada kisaca soylemek gerekirse, semi automatic tufeklerde, atilan fisegin olusturdugu basincin buyuk cogunlugu fisegi ileriye-hedefe firlatmak icin kullanilirken, bir kisim basinc ta terse dondurulup, mekanizmanin ittirilerek eski fisegin disari atilmasi ve magazindeki yeni fisegin atesleme bolmesine yerlestirilmesine yariyor. Burada biraz gucun operasyona harcanmasi soz konusu. Avantaji ise seri olarak, sadece tetigi cekerek arka arkaya atislar yapmak mumkun. Seyrettigim videolarda cok seri atis yapan kullanicilar gordum bu modelerle. Tabiki bu seri mekanizma esnasinda olasi bir fisek sikismasi tum tufekci islevsiz kilabiliyor. Kisaca “if thing goes well, result will be perfect” 🙂 Pompali tufeklerde ise, tum atesleme ile olusan basinc fisegin hedefe kitlenmesi icin kullanilirken, eski fisegin atilmasi ve yerine yenisinin konmasi kullanicinin sol eli (kisi saglak ise) ile tuttugu bir handle’in ileri geri goturulmesi ile (bu kisim cok onemli. Lutfen Alparslan Hoca’nin videosunu seyrederken dikkat edin. Seri atislarda sol el ile doldur bosalt yapilirken, sag isaret parmagi ile tetik cekilmiyor veya tufegin ozelligi olarak cekilemiyor olmasi, istenmeyen, yari hazne acik durumunda, ateslemeye imkan verebiliyor ve tufek hasarina sebebiyet verebiliyor) gerceklesiyor. Dolayisi ile sayet arizali ve/veya ateslenemeyen fisekler kolayca disari atiliyor, herhangi bir atis gucu eksilmesi olmadan. Ancak Pump Action’in dez avantaji bu pompalama hareketinden dolayi olan, iki atis arasinda olabilecek gecikme. Bu gercekten bir dezavantaj olabiliyor, en azindan amerikalilarin dedigine gore. Ancak halen Amerikali kullanicilar, somehow, shotgun konusunda cok patriotic ve duygusallar.
Son konu ise, ihtiyac belirlendi, teknolojiye karar verildi, kapasite ihtiyaci belirlendi simdi urun secmek kaldi. Bu noktaya kadar, belki de seyrettigim videolardan, hem alinmasi gereken tufegin Remington 870 veya Mossberg 590 olmasi gerektigini dusundum. Sonra anladimki iki gercek beni sececegim tufek konusunda kisitliyor veya daha dogru soyleyisle, yonlendiriyor. Ilki alinacak tufegin ulkeye geliyor olmasi, yedek parca sikintisinin olmamasi, ikincisi ise ve bugune kadar bilmedigim konu: Turkiye!!! tufek retimi konusunda Dunyaca cok iyi bilinen bir lokasyon. Rus, Amerikali, Ingiliz, Guney Afrikali veya Filipinden review yapan uzmanlarin hepsinin soyledigi Turkiye de uretilen tufeklerin surpriz olarak cok kaliteli ve basarili olmalari.
Bu sasirtan gercek sonrasinda Turkiyede basarili markalara baktigimizda gordugum, ve yurtdisi coverage’lari olan firmalardan bazilari sunlar:
http://www.huglu.com.tr/pump-action
http://uzumluavtufekleri.net/?p=icerik&icerik=5
http://akkar.com.tr
http://www.armsan.com
http://www.ataarms.com
http://www.istanbulsilah.com/sentetik
Burada ismini yazmadigim, daha pekcok cok basarili Turk tufek uretici oldugunu, sizin arastirmalarinizi daha derinden ve genis yapmanizi tavsiye ederim. Bu arada, ben urunler arasinda Akkare-AtaArms-Armsan arasinda takilip kalmisken, cocuklugumuzdan hatirladigim amerikan markis Winchester’in tum uretimini Turkiyeden Istanbul Silah Sanayi’nin yaptigini ogrenmenk beni derinden sevindirdi.
Son iki nokta ise, evde savunma maksatlik olarak pompali tufek alanlarin en cok guvendigi konu, ki “Urban Legend” olmus durumda, o fisek doldurma esnasinda cikan sessin eve giren hirzis veya kotu niyetli kisiyi korkutacagi konusu. Bununla ilgili Amerikalilar sadece sunu soyluyor. Bu ses normal bir insani korkutur, ancak senin evine girmeye niyetlenmis kisi ya “Under Heavy Impact of Drug” yani kullandugu cesaretlendirici uyusturucunun altinda normal davranmiyordur yada zaten normal olmayan biri oldugu icin sizin tufeginizden gelen doldurma sessinden etkilenmiyordur.
Ikinci konu ise sececeginiz tufeginizin farkli tipte, yukte, modelde fisegi secmeden atma kabiliyeti olmalidir. Bunu bilmenin bir yolu olmadigindan, en onemlisi almaya karar verdiginiz tufegin review’lerini iyica takip etmek ve ureticisinin atis gunlerine katilarak bizzat kullanmaniz olacaktir.
Unuttum!!! Son son nokta, son hikaye. Oyle Wolfenstein-Quake-Doom oynarken SPACE tusuna basip da tufeginizi reload etmeye benzemiyor, tufek doldurmak.
O sebeple “Egitim Fisegi” almak gerek. Egitim fisegi diye sordugumda gozunu sevdigimin ulkesinde, bana hafif dolu ses fisegi veya birdshot satmaya calistilar. dedim ki, evde pratik yapmak istiyorum, dolu bunlar, patlarsa sikinti olmaz mi? Cevap bir o kadar komik. Oyle cok buyuk sikinti cikmaz 🙂 Siddetle tavsiyem,